
Yazı · Temmuz 2026 · Melis Kısmet · 3 dk
Umudun Yerine Kavrayışı Koyalım
Görüyoruz, anlıyoruz, peki neden hiçbir şey değişmiyor?
Umut etmekle umut etmeyi bırakmak arasında salınıyor çoğumuz. Bunu en net, aynı gerçekliği paylaştığımız insanlarla yaptığımız sohbetlerde görüyoruz. Hayata dair sohbetler çoğu zaman kimin hala geleceğe dair umutlu, kiminse umudunu kaybettiği ekseninde dönüyor. Umudun işlevini hafife almamak gerek. İşlevselliğimizi sürdürebilmemiz için bir şeye tutunmak gerekiyor ama bir yandan da sanki yetersiz bir şey umut, eksik bırakan, dışsal koşullara bağlı kılan, kişiyi pasif bir bekleme hâlinde tutabilen bir hal.
Duygulanım kuramı alanında feminist bir teorisyen olan Lauren Berlant’ın zalim iyimserlik kavramına göz atmak umut etme meselesini yeniden değerlendirmemize yardımcı olabilir. Zalim iyimserlik arzuladığın şeyin aynı zamanda serpilmene engel olduğu bir ilişki biçimini tanımlıyor. Gerçeği biliyorsun, ama buna rağmen bağlılığını sürdürüyorsun. Bireysel düzeyde bu, işe yaramadığını gördüğün ama bırakamadığın bir ilişkide ya da işte kendini gösterebilir. Toplumsal düzeyde ise hayatın belirli bir şekilde yaşanırsa düzeleceğine dair anlatılarda. Umut etmeyi bırakmak, o anlatıya yatırılan her şeyle yüzleşmeyi gerektiriyor.
Spinoza da umudu eksik bulup yerine onu ortadan kaldırmayacak ama umudun yarattığı bulanıklığı dağıtacak başka bir şey öneriyor. Kavrayışı. Olanı biteni hissedip daha iyisi için umut etmekten öteye geçerek, olana bitene dair yeterli fikirlere geçmek. Ona göre özgürlük, bu belirsizlik duygularından yeterli fikirlere geçişle olur. Yani kavrayışla.
Peki yeterli fikir ne demek? Spinoza’nın kastettiği, bir şeyi nedenleriyle birlikte görebilmek. Sadece “kötü giden şeyler var” değil, bu düşüncenin ya da gözlemin nereden geldiğini, neyle beslendiğini, ne işe yaradığını görebilmek. Bunu bireysel düzeyde yapmayı artık bir ölçüde öğrendik. Terapi, kişisel gelişim kültürü, içe dönüş pratikleri kendimize dair bir takım şeyleri kavramamızı muhakkak sağladı. Bilinç dışımızdan sinir sistemimize kadar bakmadığımız yer kalmadı. Fakat kavrayışın bir de toplu, ortak boyutu var. O boyut soruyu kendimize ne olduğundansa hepimize birlikte ne olduğuna yöneltiyor. Burada bana sorarsanız yönünü değiştirmemiz gereken şeylerden biri dikkatimizi neye verdiğimiz olmalı. Dikkati içe bakan değil de ötekilerle aramızda olana bakan bir dikkatle değiştirmek için kritik zamanlardayız gibi görünüyor.
Aslında bize dayatılan bireyselci, tüketimi önceliklendiren anlatıya olan inanç büyük ölçüde çöktü. Bir şeyleri görüyoruz, isimlendiriyoruz, tanıyoruz. Ama bu tanıma neden bir dönüşüm getirmiyor? Bireysel teselli olmaktan çıkıp dönüştürücü hale gelebilmeleri için daha geniş bir şeye, ortak bir dikkate, birlikte adlandırabilme kapasitesine bağlanmaları gerekiyor. Freire’nin bilinçlenme dediği şey tam bu: baskıyı, tıkanmayı, çöküşü yalnız taşımak yerine başkalarıyla birlikte görebilmek ve adlandırabilmek. Yalnız okunan bir gerçek içe dönüyor, durumu birlikte okuduğumuzda gerçek başka bir yere açılıyor. Ama sosyal medyada bunu zaten yapmıyor muyuz? Aynı içerikleri görüp isimlendiriyoruz, aynı öfkeyi paylaşıyoruz. Sistem bozuk düşüncesini iliklerimize kadar hissediyoruz evlerimizde. Bu da bir tür ortak kavrayış değil mi?
Kısmen. Sosyal medya gerçek bir tanıma üretiyor, aynı şeyi görmek, isimlendirmek mümkün hale geldi ve bu değerli bir ilerleme. Bir şeyin gerçekten içimizde iş görebilmesi için onun üzerinde defalarca, farklı açılardan, zaman içinde çalışmak gerekiyor. Psikanalizde buna working through diyoruz: içgörünün tek başına değişim üretmediği, görülenin sindirilmesi, taşınması, farklı açılardan da görülüp yüzleşilmesinin gerektiği süreç. Sosyal medyanın eksik kaldığı hatta önüne taş koyduğu yer bu working through sürecine izin vermemesi. Viral an geçtiğinde, dikkat başka bir krize ya da anlatıya kayıyor. Tanımanın dönüştürücü hale gelebilmesi için gerçek anlamda paylaşılan bir alan gerekiyor. Aynı fiziksel alanda, birbirinin tepkilerini görerek, birlikte oturarak düşünebilmek. Viral anın ötesinde süreklilik gerekiyor, yani bir kerede tüketip geçmediğimiz bir süreklilik. Ve aynı fikirlerin sadece yankılanması değil, farklılıklarla beraber gerçek bir karşılaşma.
Gerçek karşılaşmalar farklı düşüncelerin aynı yerde birlikteyken geliştiği ders salonlarında, düzenli görüşen küçük bir grupta, aynı metni birlikte okuyup üstüne oturan insanlar arasında başlıyor. Bir konuya zaman ayırmaktan çok ortak bir dikkat vermekten söz ediyorum. Aynı şeyi birlikte taşımaya, birlikte işlemeye, birlikte adlandırmaya ayrılan dikkat, kavrayışı mümkün kılan en işlevsel yollardan biri. Bunun için büyük bir yapıya ihtiyaç yok. Ama bilinçli bir dikkatle birlikte var olmak gerekiyor.
- Yazan
- Melis Kısmet
Buradan nereye
-

Yazı · Eylül 2026 · Mustafa Yanar · 1 dk
İnsan Kendisiyle Bir Olmadan…
İnsan kendiyle bile bir olamadan, başkasıyla ne kadar yaşayabilir?
-

Yazı · Eylül 2026 · Başak Ayaz, Melis Kısmet · 4 dk
Üçüncü Mekânlar
Şehirde sosyal olarak var olabilmenin, özgürce zaman geçirebilmenin, bir performans sergilemek ve sürekli bir bedel ödemek zorunda olmaksızın bir arada bulunmanın mümkün olduğu yerler hâlâ var mı?
-

Yazı · Haziran 2026 · Uğur Karataş · 2 dk
Kendini Bilmek Kendini Düzeltmeye mi Dönüştü?
Kendini optimize etmeye çalışan kişi, kendini tanımaya çalışan kişiyle aynı kişi değildir; biri bir nesneyle, diğeri bir özneyle uğraşır.