
21 Mayıs 2026 Yazı · 374 kelime · kısa
Oyun neden ciddidir?
Oyun çocukluğa ait bir tatil değil; kuralın, riskin ve özgürlüğün aynı anda öğrenildiği yer.
Oyun kültürden eskidir.
Yetişkinlikte oyun, işin bittiği yerde başlayan bir şey sayılıyor. Önce görevler, sonra izin verilirse eğlence. Oysa oyunun tarihi çalışmanın tarihinden eski ve işlevi hiçbir zaman yalnızca dinlenmek olmadı. Bir oyunun içinde üç şey aynı anda bulunur: kural, risk ve gönüllülük. Kural olmadan oyun dağılır, risk olmadan sıkıcılaşır, gönüllülük olmadan işe dönüşür. Bu üçlü, hayatın geri kalanında nadiren bir arada duruyor. Belki de oyunu bu kadar özlememizin sebebi bu. Kaybetmeyi öğrenmenin güvenli yeri Oyun, kaybetmenin bedeli düşürülmüş bir alan. Yenilgiyi ilk kez orada, sonuçları taşınabilir bir ölçekte tanıyoruz. Çocukken bir oyunu kaybetmek ağlamaya değecek kadar büyüktür ama ertesi gün yeniden başlar. Yetişkinlikte kaybetmenin ertesi günü çoğu zaman yoktur; belki de bu yüzden risk almayı bırakıyoruz. Bir başka nokta: oyun kuralı dayatma olarak değil, davet olarak öğretiyor. Oyunun kuralına uymak zorunda değilsiniz, oynamamak da bir seçenek. Ama oynamayı seçtiğiniz anda kural sizi kısıtlayan değil, oyunu mümkün kılan şey oluyor. Sınırların özgürleştirici olabildiğini ilk kez orada görüyoruz ve çoğumuz sonra unutuyoruz. Ciddiyetin karşıtı oyun değil, kayıtsızlıktır. Bir oyunu ciddiye almayan kişi oynamıyordur. Yetişkinlerin oyunu terk etme biçimi de ilginç. Bir gün karar verip bırakmıyoruz; yavaş yavaş “zamanı yok” diyoruz, sonra “yaşı geçti” diyoruz, en sonunda oynayan birine bakıp gülümsüyoruz. Bu gülümsemenin içinde küçük bir hasret var ve bu ay onun üzerinde duracağız. Terapide oyunun yeri de tam burada. Çocukla çalışırken oyun bir yöntem sayılıyor; yetişkinle çalışırken nedense bir kaçış sayılıyor. Oysa söylenemeyen şeyin bir biçim bulması, yaşa göre değişen bir ihtiyaç değil. Mayıs buluşmasını açık havada yapıyoruz ve bu bilinçli bir seçim: oyunun konuşulduğu masa çoğu zaman oyunun kendisini dışarıda bırakıyor. Bu kez birkaç kısa deneme ile başlayacağız, sonra oturup ne olduğunu konuşacağız. Buluşmaya gelirken şunları düşünmüş olmak yeterli: Son ne zaman sonucu önemsemeden bir şey yaptınız? Yetişkinlikte bıraktığınız bir oyun var mı; neden bıraktınız? Kurallara uymak size ne zaman özgürlük gibi geldi? Bu üç sorunun ortak noktası şu: hiçbiri bir beceri sormuyor. Oyun bir yetenek değil, bir izin. Kendine izin veren kişi, oynamayı zaten bilir; unuttuğu şey oynamak değil, izin vermekti. Açık havada buluşmanın bir sebebi de bu. Kapalı bir salonda oturur oturmaz herkes bildiği rolü giyiyor: konuşan, dinleyen, not alan. Çimende ayakkabılar çıkarıldığında o roller biraz gevşiyor ve konuşma başka bir yerden başlıyor. Cevapları getirmenize gerek yok. Soruyu taşımak, bir daireye girmek için fazlasıyla yeterli.
Melis Kısmet
