İçeriğe geç
Goya’nın gravürü: iki yorgun adam sırtlarında birer eşek taşıyor.

Yazı · Temmuz 2026 · Melis Kısmet · 2 dk

Hizmetkarın Tahtı: Bize Hizmet Eden, Ne Zaman Bizi Yönetmeye Başlar?

Kullandığımız uygulamalar artık bizim yerimize bizden önce karar veriyorlar. Onay merciine döndük.

Kullandığımız uygulamalar artık bizim yerimize bizden önce karar veriyorlar. Onay merciine döndük. Algoritma sunuyor, biz görüyoruz, yapay zeka botları yazıyor biz onaylıyoruz. Hizmet aldığımızı düşünürken bir noktada, biz fark etmeden, bir el değişimi oluyor.

Hegel bunu efendi-köle alegorisi üzerinden çok önce görmüş aslında. Efendi emreder, köle çalışır. Basit bir denklem gibi görünüyor. Köle işin içinde, malzemeyle uğraşan, elleri kirlenendir. Efendi sadece ortaya çıkan sonucu alır. Zamanla gerçek bilgi, gerçek beceri, köleye geçmiştir. Efendi hala emretmekte, hizmet almaktadır belki ama artık neyi nasıl yapacağını bilen o değildir.

Žižek de yakın zamanda yapay zeka üzerine yazdığı bir yazıda bunu işaret ediyor, aynı tersine dönüşe. Yapay zekayla ilişkimiz bu mekanizmayı hızlandırılmış halde gösteriyor. Bir metni yazdırıyoruz, bir kararı ona danışıyoruz, bir maili onunla düzenliyoruz. Her seferinde görünen şey hizmet, yani bizim yerimize bir iş yapılmış. Köle için temas toprağa dokunmakken günümüzde bu temasın karşılığı bir cümleyi kurmak, bir fikri deneyip bozmak, bir mantığı kurup çökertmek ve yeniden kurmak. Yapılan her iş aynı zamanda bir pratik, ve yeterince pratik yapılmayan kas zayıflar. Yazma kasımız, karar verme kasımız, bir fikri kendi başımıza işleme kasımız kullanılmadıkça zayıflıyor.

Zayıflayan şey sadece bilişsel becerilerimiz değil elbette. Arzumuzla temasımız da kayboluyor, çünkü arzu daha oluşmadan cevaplanıyor.

Bir şeyi istemek, aslında bir eksiklikle başlar. Ne istediğimizi hemen bilmeyiz, önce bir arayış, bir tereddüt, bir boşluk hali vardır. Arzu, tam da bu boşlukta şekillenir. Şimdi bu boşluk hızlıca dolduruluyor. Hangi cümleyi kurmak istediğimizi sistem bizden önce önerdiği için o boşluk pek oluşmuyor artık. Önerilen ile istediğimiz arasındaki farkı ayırt edemez hale geliyoruz. Onaylarken sanki kendi arzumuzu onaylıyormuşuz gibi hissediyoruz ama orada onayladığımız kendi arzumuz değil, arzumuzun yerine geçmiş bir tahmin aslında.

Tam burada efendi konumu boşalıyor, sadece efendi olduğumuza dair illüzyon kalıyor geriye. Komut vermeye devam ediyoruz ama artık ne istediğimizi kendi başımıza bilmiyoruz. Yapay zekanın bir gün “her şeyi ele geçireceği” korkusu belki de tam bunu sezmemizden geliyor. Ele geçirme, robotların bizi işgal ettiği bir distopya değil de kendi öznelliğimizin, fark etmeden elimizden çıkması gibi…

Bu fark ediş bizi tekrardan efendi yapmaya yetmez. O halde ben yapay zekayı daha az kullanayım gibi bireysel çabalar sorunu yine efendinin diliyle çözmeye çalışmak oluyor. Tüketmeye devam edip bu sefer tüketimi kendi iradenle sınırladığını sanmak… Yapay zekayla birlikte yaşamayı bireysel disiplin yoluyla değil, kolektif pratiklerimizi devam ettirerek düzenleyebileceğimizi düşünüyorum. Bir şeyi birlikte, becerilerimizi ortaya koyarak yapmak, birlikte üretmek, ne istediğimizi ne düşündüğümüzü başkasıyla sürtünerek ortaya koymak gibi… Öteki bir insan bizim ne istediğimizi sistem gibi anında bilmiyor. Bizi onaylamayabiliyor. O bilmediği için, anında onaylamadığı için aramızda bir boşluk kalıyor, ve öznellik o boşlukta şekilleniyor. Bunlar kullandığımız sistemlerin bize sunamadığı temas biçimleri. Kolektif alanlar, bu temasın ve bu eksikliğin hala paylaşılabildiği yerler olarak öne çıkıyor.

Yazan
Melis Kısmet